Dil, Kültür ve Tecrübe

hands-wristwatch

          Genellikle Türkiye’deki yabancı dil eğitimi, birine karada yüzmeyi öğretmeye çalışmaktan ibarettir. Teoride yüzmeyi öğreniriz, ancak denizde işler pek de umduğumuz gibi gitmez. İngiltere’nin Bournemouth şehrinde iki haftalık bir dil kursuna gidene dek, benim durumum da bundan pek farklı değildi.

          Lise öğrenimimi İzmir’in güzide liselerinden birinde görmüş, lisenin ilk senesinde bir yıl boyunca haftada 10 saat İngilizce yoğunluklu bir yabancı dil eğitimi almıştım. Bunun üzerine Hacettepe Üniversitesi’ni kazanmış ve üniversitede de bir sene İngilizce hazırlık eğitimi almıştım. Ancak Türkiye’de gördüğüm bunca yabancı dil eğitimi, her nedense sokakta bana bir yeri soran turiste basit bir yol tarifi vermemde yardımcı olmuyordu.

          İlk başlarda sorunu kendimde aradım. Yabancı dile yeteneğim olmadığına inandırdım kendimi. Ancak sonrasında yabancı dili akıcı şekilde kullanan arkadaşlarımın hayat hikayelerinde gözüme çarpan bir şey oldu. Hepsi bir şekilde belirli bir süre yurt dışında bulunmuşlardı. Belki bendeki eksik de buydu. Hiç yurt dışında bulunmamıştım.

          İnsan, gündelik hayatta sürekli olarak kullandığı bilgileri istemsizce hafızasında tutar. Bu yaşamını sürdürebilmesinin ön şartıdır. O halde ben de yurt dışına gittiğim takdirde, oradaki yaşamımı sürdürebilmek için İngilizce kullanacaktım ve İngilizce artık benim için bir yabancı dil değil, ikinci dil olacaktı.

          Bir dili, o dilin resmi dil olarak konuşulduğu bir yerde öğrenmek en sağlıklısıdır. Bu düşünceyle İngiltere’deki dil okullarını araştırmaya başladım. Ancak bir sorun vardı:   Yurt dışı seyahatlerinin kabusu haline gelmiş olan döviz farkları ve maliyetler. İngiltere’deki kurslar ve yaşam maliyetleri oldukça yüksekti. Ailemin mali imkanları ise bu koşullarda yalnızca iki haftalık bir dil kursunu karşılayabiliyordu. Ancak İngiltere’de iki hafta bulunmamın İngilizce pratiğime ne kadar katkısı olabilirdi ki?

          Öyle fazla dil okulu vardı ki, internette yaptığım araştırmada dil okulları arasında kaybolmuş ve hangi dil okulunu seçebileceğim konusunda hiçbir fikrim olmadığını fark etmiştim. Bunun üzerine profesyonel bir destek alabilmek adına yurt dışı eğitim danışmanlığı hizmeti veren bir firmaya başvurdum. Firma, ailemin mali imkanları ve taleplerim doğrultusunda bana uygun olan 3 adet dil okulu tespit etmişti. Ancak ben hala iki haftalık bir İngiltere seyahatinin İngilizce pratiğime yapacağı katkıya karşılık ailemin katlanacağı mali külfetin buna değeceğinden emin değildim. Ancak en sonunda içimdeki heyecana ve merak duygusuna yenilerek İngiltere’nin Bournemouth şehrinde bulunan dil okullarından birine kayıt olmaya karar verdim.

          İngiltere’de geçirdiğim iki haftanın İngilizce pratiğime katkısının sandığımdan da büyük olması bir yana; inanılmaz bir yaşam tecrübesi edinip, hayatımda birçok ilki bu seyahatte yaşadım. İlk kez pasaport çıkarttım, ilk kez vizeye başvurdum, ilk kez uçağa bindim ve ilk kez ailemden uzakta, yabancı bir ülkede kendi başıma yaşadım. Bütün bir süreci kendi başıma yönetmiş olmam, hayattaki zorluklara karşı mücadele gücümü arttırdı ve mücadele gücümün arttığını görmek de özgüvenimi sağlamlaştırdı. Gittiğim dil okulunun sosyal aktiviteleri, evinde kaldığım İngiliz ailenin samimiyeti ve Bournemouth halkının misafirperverliği sayesinde birçok arkadaş edindim. Dünyanın dört bir yanından benim gibi İngilizce öğrenmek için gelmiş olan birçok insanla tanıştım, birçok farklı kültür tanıma fırsatı buldum. Bournemouth şehrinin dünya çapındaki okyanus altı akvaryumu, upuzun doğal limanı ve sahili, yemyeşil ormanları, akan trafikte caddelere konmaktan çekinmeyecek düzeyde özgür martıları ve balon vasıtasıyla çıkılabilen gökyüzünden gözüken muhteşem manzarası ile geçirdiğim bu iki haftalık zaman, bana neredeyse bir yılda kazanabileceğim bir yaşam perspektifi sundu. Ayrıca çevredeki şehirlere ve Londra’ya gitme fırsatı yakalayarak İngiltere’nin kozmopolit yapısı, coğrafyası ve tarihi hakkında bilgi edinme imkanım da oldu.

          İngiltere’de attığım her adım, en basit eylemlerim bile kocaman bir İngilizce pratiğinden ibaretti. Bu sayede ilk defa, İngilizce konuşmaya başlamadan önce kafamda kurduğum Türkçe cümleleri İngilizce’ye çevirmekten vazgeçmiş; kademeli olarak kafamda bizzat İngilizce cümleler kurmaya başlamış ve hatta düşünmeden seri bir şekilde sadece İngilizce konuşmaya başlamıştım. Bu süreçte hedefime ulaşarak İngilizce’yi içselleştirmeyi başarmış ve İngilizce’yi benim gözümde bir yabancı dil olmaktan kurtarıp, onu ikinci dil haline getirmiştim.

          İngiltere’de dil okulu vasıtasıyla geçirdiğim iki hafta, gerek eğitim hayatımda gerekse mesleki yaşantımda bana birçok kapı açtı. İngiltere’de edinmiş olduğum kültür, tecrübe ve özgüven ile daha sonra Erasmus programı kapsamında Almanya’nın Konstanz şehrinde beş ay kalma olanağım oldu. Mesleki bakımdan birçok yabancı muhatap ile Türkiye’de çalışma fırsatı yakaladım. Bunlara ek olarak Türkiye’de yaşamakta olan birçok yabancı arkadaş edindim.

          Şu an geçmişe dönüp baktığımda, İngiltere’ye giderken cevabından emin olamadığım; iki haftalık bir İngiltere seyahatinin İngilizce pratiğime yapacağı katkıya karşılık ailemin katlanacağı mali külfetin buna değip değmeyeceği hakkındaki soruya artık çok net bir yanıtım var: “It’s worth every penny.”

 

          Barışdeniz Sanal